“”Türk denizciliği” tabirini niye kullandığıma gelince, Osmanlı döneminden bahsediyor olsam “Osmanlı denizciliğini” kullanırdım, ama şu andan bahsediyorum, dolayısıyla onu kullanamam.
O zaman haklı olarak itiraz edebilirsin niye “Türk denizciliği” yerine “Türkiye denizciliği”ni kullanmadın diye. Onu kullanmayı düşündüm, ama bahsettiğimiz denizcilik Türkiye’nin Türkçe konuşulan bölgelerinde icra edildiği için sırf konuşulan dile referans yapmak için (herhangi bir etnik kimliğe değil) “Türk”ü kullandım, yani milliyetçi saikim yoktu. Unutmayalım ki, bahsettiğimiz denizcilik terimleri etimolojik kökleri ne olursa olsun Türkçenin denizcilik terimleri, yani Türkçenin dilsel ve kültürel mirasının parçaları.”
http://yelkenkurek.blogspot.com/2010/07/osmanlda-cutter-kotra-arma-terimleri.html?showComment=1299582077165#c7050242949393054963
Yukarıdaki cümleler Türkçe denizcilik dilinin bir etimolojik sözlüğü olup olmadığıyla ilgili bir tartışmadan. beni ifade edilen konular üzerine biraz daha derinlemesine düşünmeye itti. Açıkçası bu hata sık sık yapılıyor. Kullanılan denizcilik terimlerinin Türkçenin dilsel ve kültürel mirasının bir parçası olduğunu sanmıyorum. Böyle bir mirastan nasıl bahsedilebilir? Bu kelimelerin veya terimlerin nasıl bir ortamda doğduklarını tam olarak bilmiyoruz ama eldeki veriler, denizcilik açısından baktığımızda, başlangıçta Türkçe konuşanların epey azınlıkta olmuş olabileceğini gösteriyor. Yani Türkçe dili bu topraklara gelirken yanında birtakım denizcilik terimleri getirdi demek epey zor. Terimler incelendiğinde bu ortaya çıkıyor. O zaman böyle bir mirastan bahsetmek de hayli zor. Üstelik böyle bir dilsel ve kültürel mirastan bahsetmeye başlamadan önce, herhangi bir gemide nasıl bir dil dünyası söz konusuydu, eğer birden fazla dil konuşuluyorduysa (örneğin yelkenlilerde ve limanlarda) hangi dil daha baskındı, var olan denizcilik terimlerinin bu baskın dille nasıl bir bağlantıları vardı gibi soruların cevaplanması gerekiyor. Bir dilsel miras elbette var ama bunun başlangıcı çok farklı bir yerde. Köken olarak bakıldığında, Yunanlılar üzerinden İtalyan yarımadası dillerinin getirdiği bir mirastan bahsedilebilir ancak. Bugün bize Osmanlı’nın deniz ilişkileri dünyasından ulaşmış bu miras büyük ölçüde budur. Türkçeden kanımca epey az etkilendiği görülüyor bu mirasın. Osmanlı’nın ekledikleri olmuştur; özellikle modern denizciliğin benimsenmeye başlamasıyla. Ama burada da terimler daha çok Osmanlıcanın Türkçe olmayan sözcük dağarcığından gelmektedir. Bu elbette Türkçenin hiç etkisi olmamıştır demek değildir. Daha az eğitimli gemici/denizci/balıkçılar arasında Yunanca kökenli terimlerin yanında Türkçe kökenli terimler de olmuştur ama bunların toplam içindeki oranı, bugün kullanılan denizcilik terimlerinin köken olarak Türkçenin dilsel ve kültürel mirasının parçası olduğunu göstermekten uzaktır, böyle bir iddiayı desteklememektedir.
Diğer konuya gelince, bu söylediklerimin aslında ‘Türk denizciliği’ tabiriyle pek bir ilgisi yok. Ben kendi adıma böyle bir ifade kullanmayı tercih etmediğimi söyledim. İsteyen kullanabilir. Evet, bir parça milliyetçi buluyorum. Çünkü denizcilik uğraşısının bu şekilde etnik çizgiler bağlamında ayrılamayacağını düşünüyorum. Eğer birileri çıkıp dünya denizlerini Türk denizi, Yunan denizi, Fransız denizi şeklinde ayırmayı başarırsa, sanırım o zaman bu tür ifadeler kullanmaya başlayabiliriz. Örneğin, eğer kendimi bir kategoriye oturtacaksam, herhalde Ege denizcisi en uygun seçenek olacaktır. Çünkü kendimi en rahat hissettiğim, en aşina olduğum ve hakkında en fazla bilgim olan deniz bu deniz. Üstelik belki de güney Ege denizcisi demem daha da uygun olabilir. Örneğin on dokuzuncu yüzyılda Akdeniz’de cirit atan yelkenli yük gemisi kaptanları da bence Akdeniz denizcileriydi.
Ama eğer resmi işlemlerden bahsediyorsak, teknenin ve kaptanın kâğıtları falan, o zaman bir Türk veya Fransız teknesinden, gemisinden, kaptanından, denizcisinden bahsedilebilir. Ama tartıştığımız kelime denizcilikse bu ancak bir deniz hakkında olabileceğinden ve de eğer gemicilerin veya denizcilerin hangi ülkelere ait olduğundan bahsetmiyorsak, denizcilikleri etnik terimlerle ifade etmek bence gayet anlamsız olup karada var olan etnik milliyetçiliğin yansımasından başka bir şey değildir. Eğer bir ülkenin kendine özgü denizciliğinden bahsediyorsak, burada aslında genel denizcilik uğraşısı veya mesleği bakımından diğer ülkelerin denizcilikleriyle büyük farklılıklar yoktur. Amerika vatandaşı bir denizcinin tiramola atarken izleyeceği yöntem Türkiye vatandaşı bir denizcininkinden çok farklı değildir ve olamaz da. Ancak farklı denizlerde yelken açmanın getirdiği bazı farklı uygulamalar, yöntemler, tekne tipleri vs olabilir ama bu sonuçta birbirine komşu iki ülke arasında, örneğin Türkiye ile Yunanistan’ın durumunda, Yunan ve Türk denizcilikleri şeklinde bir ayrımı gerektirecek kadar büyük olamaz. Örneğin her iki tarafta da tirhandil vardır. Bu ne Yunan ne de Türk denizciliğinin tekne tipidir. Ege Denizi’nin yol açtığı denizcilik kültürünün bir sonucudur. Bir tarafta Yunanlılar yerine Arnavutlar, diğer tarafta da Araplar olsaydı, o zaman tirhandil de ya Arnavut ya da Arap denizciliğinin teknesi olacaktı. Oysa doğru yaklaşım belli bir denize mal etmektir bu tekne tiplerini ki, bu durumda, yani tirhandilin durumunda, belki de Sicilya’ya kadar uzanan, Adriyatik Denizi’ni de kapsayan daha geniş bir bölge bağlamında düşünmek daha doğru olacaktır.
Diğer yandan, Türk, Fransız, Yunan denizciliği şeklindeki milliyetçi veya etnik ifadelerin anlamlı olduğu bir alan vardır ve bu deniz kuvvetleridir. Ancak burada denizcilikler, daha doğrusu deniz savaşçılıkları karşılaştırılabilir ki, bu tür etnik ve milliyetçi ifadelerin kökeninde olan da kanımca budur. Bu da elbette denizciliğin bir alanıdır ama denizciliğin tamamı bu değildir. Burada örneğin Türk, Yunan, Venedik veya İngiliz denizciliklerinden bahsedilebilir. Bu bağlamda farklı denizcilik ve gemi yapma becerileri de söz konusu olabilir. Yine aynı şekilde modern yaşamın, alışkanlıkların getirdiği rekabetçi ruhun yansıması olarak bu tür ifadeler anlamlı olabilir. Ama bu bağlamda tabii Bodrum ve İstanbul denizcileri gibi bir durum da söz konusu olabilir. Buradaki denizciler ve denizcilikler sonuç olarak karaya ait bir yeri temsil ettikleri ölçüde ve ettiklerinden dolayı bu tür ibareler alır. Bir gruba ait olmak bu tür faaliyetlerde mümkün olabilir. Aksi takdirde, bir denizci ve deniciliği bir denize aittir; kara yaşamının uzantısı kavram ve değerlerle ifade edilmemelidir.

